Yapı-Endüstri Merkezi tarafından yedincisi düzenlenen 600’ü aşkın izleyicinin takip ettiği Ev Konferansı 2016; yapı, gayrimenkul, inşaat, tasarım ve mimarlık alanlarının önde gelen temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

‘Konut Sahibi Edinmek Veya Ol(a)mamak’ temalı Viega sponsorluğunda gerçekleştirilen konferans sektör ve basın tarafından ilgiyle takip edilerek yüzlerce izleyiciye konut sahipliği yaptı.

"İkinci el konut fiyatları düşer"

Reidin Türkiye Ülke Müdürü Kerim Alain Bertrand’ın yönettiği ‘Konut Yatırımları’nda 5N1K’ başlıklı birincil oturumda; Şehirsel dönüşümün arzın niteliğinde sunduğu başkalaşım masaya yatırıldı. Panelin katılımcılarından Cushman Wakefield Türkiye Araştırma Direktörü Dr. Istek Pekdemir 1970’lere kıyasla aile yapısının değiştiğine dikkat çekti. Sıradan aile üyesi sayısının 5.7’den 3.6’ya düştüğünü hatırlatan Pekdemir: “1970’lerde yılda 70 bin ev üretilirken 2000’lerde 245 bin, 2010’da 400 bin, geçen sene ise 700 bine yakın konut üretildiğini görüyoruz. Sektörün durumuna dönüşümden ziyade yenileme diyebiliyorum. Bu tamamen bir şehirsel dönüşüm değil. Şu lahza binaları yıkıp baştan yapıyoruz. Depremin peşinde 2000 sonrası yapı kalitesiyle ilgili standartlar geldi. Konut stokunun yalnızca yüzde 8’i yani dört aileden birisi, 2000 sonrası üretilen binalarda yaşıyor. Çağrıda Bulunmak ama şehirsel dönüşüme gereklilik var” diye konuştu. Hiçbir alternatif yatırım ürününün konut değin getiri sağlamadığını gösteren Pekdemir “Bu Nedenle konut üretimi artıyor fakat satışların yüzde 60’ının ikinci el konutlar olduğunu görüyoruz. Ben ikinci el konutların fiyat artışlarında düzelme olur diye düşünüyorum” dedi.

"Yenileme alan bazlı olmalı"

Atlas Proje Geliştirme ve Yönetimi Şirketi Başkanı Tavit Köletavitoğlu “Bir şehir için makro plan, daha alçak yapı ve üst yapıyla ilgili devamlılık yazılmıyorsa bu boşluğu keşmekeş doldurur. Plan olmayınca halk canlarının istediği gibi hareket ediyor. Uygar ülkelerde aynı sokakta üç tane yapı yenilenmez. İstanbul’da en basit hareket eden araçlar vinçler ve meslek makineleri. Kent yönetimi yaşayanların yaşam kalitesini zedeleyen her şeyi minimize etmek mecburiyetindendir. Bu eksiği tamamlamak için yasal bir düzenleme değil, yapılmalı. Somurtkan halde bir nesil yenilemenin çirkinlikleriyle yaşamak durumunda kalır. Medeni toplumlar yasalarla, kurallarla değil; müeyyidelerle, uygulamalarla yönetilir. Yanlış yapanla doğru yapanın ayrılmasıyla yönetilirler” diye konuştu. Çok ciddi şekilde şehirsel değişim ihtiyacı olduğunu söyleyen Köletavitoğlu İspanya’daki alan bazlı yapılan yenilemeyi misal gösterdi ve sözlerine şöyle devam etti: “Yüzde 25 fazlalık, finansmanda kullanılıyor. Bu şekilde bölgenin ormanı ya da denizi daha dinç kullanılıyor. İstanbul’da hiçbir örneğini yaşayamadık bunun. Alt yapı ve alan bazlı oldu mu diğer bir şey oluyor.”

"AB fonlarında finansman araştırması yapılabilir"

Almanya’daki yenilemeyi misal bildiren İstanbul Üniversitesi İşletme Fak. Finans Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ali Hepşen ise “1971’de bir mastır plan yürürlüğe girmiş. O tarihten bugüne değin 30 takvim süreçte yenileme süreçleri başlatmışlar. Bir yenileme sürecinin planlaması bile 10 sene. Ekolojik dengeyi bozmadan canlılar naklediliyor. Yenilemeye karşı çıkan bir yargı sahibi varsa işlem durduruluyor” dedi. Yer Sarsıntısı olgusunun unutulmaması gerektiğini vurgulayan Hepşen, inşa stokunun yalnızca yüzde 8’inin 2000 yılı sonrasında yapı edildiğini hatırlattı ve ekledi: “Kaynak olmadan işin finansmanını sağlamak muhtemel yok. Neticede daha yaşanabilir bir çevre için parsel bazlı dönüşümlerden ziyade alan bazlı olması gerektiğini görüyoruz. Bölge bazlı dönüşümlerde iş finansmana dayanıyor. Almanya’da tek kullandıkları kaynak var Avrupa Birliği fonları. Önümüzdeki dönemi şekillendirecek en kayda değer konulardan bir her birine finansman olacaktır. AB fonları kullanımı konusunda araştırma olmadığını gözlemliyoruz. Yılda 15-16 milyar dolarlık finansman ihtiyacı var. Bütün şehirsel dönüşüm alanlarının yenilenmesi 20 yılda 400-500 milyar dolarlık finansman yükü bulunuyor. Böyle bir sermayenin bulunabilmesi için sermaye piyasası enstrümanlarının kanunlarda yer bulması gerekiyor” diyerek sözlerini noktaladı.

"Önümüzdeki 4-5 ay fiyat avantajı var"

Oturumda son olarak sözü alan DKY İnşaat ve Gayrimenkul Yatırım Genel Müdürü Tevfik Türel “Başlıca planlama vizyon koyabilmektir. Bugünkü Dubai 1995 yılında yaratılan vizyonun sonucudur. Bizim planlarımızda en büyük eksiklik bir vizyon ortaya koyabilmektir. İçerik anlamda statükoyu korumak plan değildir. Vizyon tartışılabilir, o vizyon ortaya konduktan sonradan ona göre altyapınızı yaparsınız. Niyet koyacaksınız ancak oraya içten gideceksiniz. Kaynaklarımızda bu plansızlık yüzünden yanlış yönlendiriliyor” diyerek sözlerine başladı. 2016 başından itibaren fiyatlarda çoğaltma olmadığını hatırlatan Türel “Bu düşüş sona geldi. Önümüzdeki dört beş ay içinde fiyat avantajı var piyasada. Daha sert bir düşüşü destekleyecek bir bilgi görmüyorum. Doların artmasıyla çimento ve demir fiyatların artması fiyatları yukarı içten taşıyacaktır. İmkânı olanlar için önemli fırsatlar var. Artı ev kredilerinde 0.90 faiz oranları söz konusu” diye konuştu.

"Engelsizlerin aktivisti olun"

İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cihan Burak Enginöz’ün moderatörlüğünü yaptığı ‘Herkesin Hayali: Erişilebilir Ev’ başlıklı ikinci oturumda engelsiz, erişilebilir konutlar, yasalar, mevzuatlar ve sektöre düşen görevler masaya yatırıldı.

"Mimarlar doktorlar gibi ant etsin"

Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkanı Adem Kuyumcu ilk sözü aldığı panelde, engellilerin alıcı olarak görülmesinin önemine dikkat çekti. Medyada mağdur gösterilen engellilerin fakir olduğu algısının yaratılmasını eleştiren Kuyumcu, gelir seviyesinin düzensiz olduğunu ve alım gücü yüksek bir kesimin bulunduğunu hatırlattı. “Toplamda aileleriyle 30 milyon kişiden bahsediyoruz ve maalesef sektör bu konuda imal yapmıyor” diyen Kuyumcu şöyle devam etti: “Öncelikle gösterme açısını değiştirmemiz gerekiyor. Hepimiz yaşlanacağız. Yaşlılıkta bir engellilik durumudur. Türkiye’de 85 yaşın üstünde 4 milyon kişi yaşıyor. Ihmalkârlık edilen sorunlar sebebiyle sokağa deha çıkamıyor. Engelli yaşam hakkına saygı gösteriyorum, insani bir haktır diyebilmek gerekiyor. Mimarlara Hipokrat yemini gibi evrensel tasarım ilkesine adaptasyon yemini getirilmeli.” Denetimi de sivil toplumun yapması gerektiğini söyleyen Kuyumcu sözlerini şöyle bitirdi: “Sizlere ihtiyacımız var. Alanda uzmanlaşmış sivil toplum örgütleri, mimarlar, mühendisler ve engellilerden oluşan bir kontrol komisyonu kurulsun. Taşeronlara da eğitim verilsin. Lütfen hepiniz engelsizlerin aktivisti olun.”

"Erişilebilir konut yapan yatırımcı ödüllendirilsin"

Evrenol Mimarlık Kurucu Ortağı Mehpare Evrenol ise engelsiz konutun çoğu kişinin umurunda olmadığını söyleyerek çarpıcı bir başlangıç yaptı. “Nüfusun yüzde 10’undan fazlasına tekabül eden gerçek engellileri görmüyoruz. Kanada örneği model alınmalı. Mevcut yasa şu başlıca dek tanımlama ettiği ortamda kısmi bir açılma sağlıyor. Mesela yüzde 10 yatkın rampa yetmiyor, yüzde 6 olmalı. 90 cm ölçüsünden altında kapı yapılmamalı, dönüş mesafesi bırakılmalı, asansörler daha geniş ve erişimi kolay olmalı. Bir panik anı için tüm kapılar dışarı açılmalı. Kanunda böyle bir konu da yok. Kurallar yeterli yok. Kanunlar incelikli hazırlanmalı. Büyük peyzaj alanına sahip ev projelerinde hiç engelli çocuklar için parklar yapıyor muyuz? Olanı da uygulamıyoruz, eğitimimiz yetersiz, mimari eğitimde engelsiz konut hakkında bir sayfa yer almıyor” sözleriyle konuşmasına aralıksız Evrenol şunları söyledi: “Devletin sübvansiyon sağlaması gerekli. Erişilebilir bir konut yapıyorsa yatırımcı ödüllendirilsin çünkü kapitalist bir dünyada yaşıyoruz. Bunlar alıcı için bir reklam özelliği taşıyabilir. Engelsiz yaşam evrensel bir yargı. Bu farkındalık önce kendilerinde gelişmeli ve talepte bulunmalılar. Niçin bana uygun beş tane daire var mı diye sormuyorlar? Nüfusun yüzde 12’sinden bahsediyoruz.”

"Nüfusun yarıya yakını engelli hayat sürüyor"

Panelde son olarak sözü bölge T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü Peyzaj Mimarı Gamze Feyzioğlu “Erişilebilirlikten; herkesin istediği her yere, egemen ve güvenli olarak erişmesini anlıyoruz. Engelsiz konutun; binanın yakın çevresinden başlayıp, girişine, yapı içindeki yatay ve düşey ulaşım alanlarına ve konuta girdiğinde de egemen ve tehlikesiz olduğunu anlıyoruz. İmar mevzuatında ilgili standartlara uyulması konusunda amir hükümler bulunmaktadır. Erişilebilirliğin denetlenmesi T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na verildi. Denetim komisyonları kuruldu. Denetimler devam ediyor” sözleriyle konuşmasına başladı. Feyzioğlu “Fiziki engellilerin yanı sıra dezavantajlı olarak kabul edilen bir grup var. Bu grup sürekli ya da dönemsel hastalıkları olanlar, hamileler, yaşlılar, çocuklar ve hatta çocuk arabalı ebeveynler. O halde nüfusumuzun yarıya yakınının engelli hayat sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Ama konut üretimine baktığımızda aynı oranda üretilmiyor veya arzu edilen standartlarda olmuyor. Mimarlar neden engelsiz konutla ilgili yasa ve yönetmeliklere uymuyor? Gelen taleplere karşısında zihnimizdeki engelleri kaldırmalı ve alternatif görüşler üretmeli” diye konuştu.

"Y kuşağı için klostrofobik evler var"

SYS Hukuk Bürosu Kurucu Ortağı Av. Yalım Canveren’in yönettiği üçüncü oturumda ise yeni tür tüketiciye karşın ev politikaları tartışıldı.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü Gümrük ve Ticaret Uzmanı Derya Güngör Özçelebi “Ne kadar çalışırsak çalışalım önemli bir güvensizlik var. Alıcı yüksek miktardaki tasarrufunu şirkete itimat ediyor ve bunun karşılığında teminat bakmak istiyor” diyerek konuşmasına başladı ve önemli tavsiyelerde bulundu: “Yapı bitirme sigortası çok önemli. Firmaya elden verdiğiniz para kayıt altına alınmadığı sürece hakkınızı arayamazsınız. Ödeme alınmasının sözleşmenin imzalanmasına alt olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Biz ne düzenleme yaparsak yapalım tüketicinin bilgilendirilmesi ağırlık taşıyor. Sözleşme imzalamadan önce okunmalı. İlgili mevzuata bakılabilir. Icabında danışmanlık almalı. Kendisini gözetmek için yapılan mevzuatı atlatmaya çalışan var. Kayıt altına girmemek için daha büyük bir layık ödeniyor. Sonradan devletin koruması bekleniyor. Gerçek rakamı getirmek gerekli. Bilhassa Anadolu’da manâlı problemler var. Ücretli danışmanlık alamıyorsanız halk kurumlarından da bu konularda veri alabilirsiniz.

"Hayat maliyeti düşük kentlere yerleşilebilir"

Türkiye’de barınma ihtiyacının patolojik bir durumda olduğunu söyleyen GİİP Genel Sekreteri/ Kandemir & Partners Avukatlık Bürosu Kurucusu Av. Mehmet Ali Kandemir bu soruna çözüm önerileri getirdi. “Tarım arazileri verimli ışık halkası getirilmeli, nüfusu 1.000 ile 2.000 aralarında değişen köyler oluşturulmalı ve büyük şehirdeki nüfus bu köylere kaydırılmalı. Bunun için özendirme politikaları uygulanmalı. Bu sağlandıktan sonradan sosyal konut dinç ayla gelecek ve barınma sorunu kaldırılmış olacak” diyen Kandemir bireylerin ise ilk olarak proaktif duruş sergilemesini istedi ve “Genç neslin; hayat maliyetinin düşük olduğu kentlere yerleşmesi, ev edinmek için alternatif yollar geliştirmesi, siyasi irade üstünde sosyal ev projeleri için baskı yapması çözüm olabilir” dedi.

Y kuşağı için manâlı tespit 

Panelin diğer manâlı konuşmacılarından AMSTAR Ülke Müdürü ve Kıdemli Başkan Yardımcısı Zafer Baysal ise “Askeri arazilerin bir kısmı park yapılacak bir kısmı arz edilecek. Yüksek fiyat isteyenlerin ellerindeki arsalarını şimdiden satmalarını öğüt ediyorum” dedi. Yeni cins Y kuşağının egemen yapısıyla kiracı profili çizdiğini bildiren Baysal “Y kuşağının yaşayamayacağı bir pozitif bir penceresi açılmayan kafes gibi bir yere eğlence edeceksiniz. Duramaz ancak. Klostrofobik bir ortam sosyokültürel faktörleri de göz önüne almalı” dedi. Baysal sözlerini şöyle noktaladı: “İşsizlikte dünyada birincil 10’dayız. İstihdamı artırmanın yolu yatırım ve ülkenin geleceğine olan güvenimiz. Tanıdık Olmayan yatırımcılar açısından çekici edebilmek gerekiyor. Evrensel hukuk ve hukuk özgürlüğü mali etkiler dek manâlı. Bunların da yeniden gündeme gelmesiyle tanıdık olmayan yatırımcıyı cezbetme bir ülke olacak umarım.”

İstanbul için park çağrısı

YAPI Dergisi Genel Yayınlama Yönetmeni Yasemin Keskin Enginöz’ün moderatörlüğünü yaptığı son oturumda ilk önce askeri alanlar edinmek üzere atıl alanların her yerde değerlendirilmesi ve ev piyasasına etkisi konuşuldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 326 bin 200 hektarlık bir askeri arazi olduğunu, 11 bininin İstanbul, 7 bininin Ankara’da olduğunu andıran Enginöz “Toplam rakam 195 adet. Kent içinde kalanları 172, orman alanı içinde kalanlar 23 tane. Bu arazileri konuşurken bugün şehirde nasıl konumlandıkları üzeninden bir manzara geliştirmenin içten olduğunu düşünüyoruz. Batı’da üsler eğer donanma ise sivil havacılığa veya taşımacılığa dönüşüyor ya da fuar alanı veya sinema platosu olarak kullanılıyor” dedi.

Projeler emin yarışmayla yapılmalı

“Sadece arsa olarak bakıp imarı çıkartırız ev yaparız derseniz başından kaybetmiş oluruz” diyerek sözlerine başlayan Pamir&Soyuer Gayrimenkul Danışmanlık Kurucu Ortağı Firuz Soyuer “Büyük Kasaba için kazandırılan yeni alanlar kullanıcısına ne yarar ve ne layık veriyor? Sürdürülebilirlikle 24 saat yedi gün kullanılabilecek şehir parçaları yaratılabilir mi? Yeni kullanıma açılan alanların hangi fonksiyonları olabilecek ona bakmak lazım” diye devam etti. “Kentli olmayı özendirecek unsular katılmalı. Bilhassa Maslak’ta şehir parkı akla geliyor. İstanbul, bunu yargı etti. Kent parkı derken yeşil alan olarak düşünmedim. Şehre layık katacak bir parkın bütün fonksiyonlarını taşıyan bir plan içinde yapılması gerekiyor. Park esas olmalı, örneğin yaşlılar için bir huzur evi gibi fonksiyonlar ikinci olmalı. Toplu ulaşma açık ve herkesin kolaylıkla erişebileceği bir plana sahip olması lazım. Kentte yaşamanın zevkini yaşatmalı. Bunların müşterek akılla yapılması, merkezi ya da genel planlamadan çok daha kayda değer. Belirlenmiş yarışmayla yapılmasını yardımcı buluyorum. Yarışma dışında yapılması halinde yardımsever olacağına inanmıyorum.” diye sözlerini sonlandırdı.

"Bütün parklarımız osmanlı’dan kalma"

Hyde Park veya Central Park gibi başarılı büyük kasaba parklarının yılda 47 milyon civarında ziyaretçi aldığını gösteren Kent Plancısı Erhan Demirdizen bunun aynı zamanda turizm sektörüne de büyük katkı maddesi karşılayan yatırımlar olduğundan bahsetti. Demirdizen sözlerine “Cumhuriyet tarihinde başardığımız büyük büyük kasaba parkı yok. Büyük parklarımız sarayların bahçeleri. Büyük Kasaba ile bahçeleri dürüst bütünleşen yeterli ziyaretçi bölge başarılı parklar yok. Ölçülebilir başarı peşindeyiz. Eğer toplu taşımayla desteklenirse başarılı olur. Bağlı ilçeye tarafından fonksiyonlarının düşünülmesi gerekli” diye devam etti.

Anahtar Kelimeler:
windows linux freebsd directadmin plesk